9 Haziran 2017 Cuma

İstismarın en spiritüel hali...

Kendisinden yol göstericilik, hocalık isteyen müminleri istismar eden Kuran hocalarını sıkça duyar, okuruz. Son yıllarda özellikle büyük şehirlerde, okumuş, belirli sosyo-ekonomik düzeye gelmiş insanların meditasyon ve yoga merkezlerinde uğradığı istismarları da sıkça duymaya başladık. Kuran kurslarına giden yoksul ve genelde eğitim düzeyi düşük insanların aksine, bu yoga ve meditasyon merkezlerine giden insanların büyük çoğunluğu üniversite, hatta lisans üstü eğitim almış, iyi bir işi ve kariyeri olan insanlar. Ama yaşadıkları hayat onların duygusal boşluklarını doldurmuyor olmalı ki, buralara büyük miktarlarda (tam miktarını bilmemekle birlikte birkaç bin dolardan söz edildiğini duydum) paralar ödüyorlar. Bu da yetmiyormuş gibi bir de istismara uğrayanlar oluyor.

Ezici çoğunluğu kadın olan bu insanlarla ilgili gözlemlerimi ve çıkarımlarımı burada paylaşmak istiyorum. Çıkan haberlerden ve istismara uğradığını iddia eden kadınların anlattıklarından anladığım kadarıyla, bu kadınların çoğu maddi dünyadan sıkılmış, kendini duygusal anlamda doyumsuz hisseden insanlar. Bu kadınlar hayatını anlamlandırmak, daha manevi değerler yaşamak istiyorlar. Aslında temelde bana göre, Kuran kursuna gidenlerden çok farklı bir psikolojide değiller. Ama modern hayatın onlara sunduğu, Batının popüler öğretilerine kendilerini daha yatkın hissettikleri için orada moda teknikler olan yoga ve meditasyona yöneliyorlar.

Yorumlarıma geçmeden önce yoga ve meditasyonu küçümsemediğimi belirtmek isterim. Ben de yıllardır meditasyon yapıyorum ve çok faydasını gördüm. Zaten bence sorun bu teknik, uygulama ya da öğretilerde değil, onları uygulayan ve öğreten insanlarda. Amacı kadınları istismar etmek olan bir hoca, öğrencinin zaafını görünce o öğrenciyle yaşamak istediği cinsel deneyimler için bunları kullanmak isteyebiliyor. Aslında temelde incelediğinizde tipik erkek davranışı gibi düşünebilirsiniz. Karşısındaki kadını beğenen ve onunla cinsel birliktelik yaşamak isteyen bir erkek onun ilgi alanlarından bahsederek onun ilgisini çekmeye çalışacaktır. Bunda yanlış bir durum yok elbette. Sonuçta iki yetişkin insan istedikleri gibi bir birliktelik yaşayabilir. 

Bir ilişkinin doğasına göre tarafların tavır ve tutumları değişebilir. İstismar edildiğini söyleyen bu kadınlar gibi başka kadınlar da başka erkekler tarafından kandırılabilir, ihanete uğrayabilir, hatta sonunda tamamen düş kırıklığıyla ilişkiyi sona erdirebilirler. Bunlar ikili ilişkilerde rastlayabileceğimiz durumlardır. Ama burada sorun şu ki, bu kadınlar ilişkiyi bitirdikten sonra, yaşamak istemedikleri deneyimleri yaşadıklarını, o hocaya güvendiklerini, bağlı olduklarını ve "hayır" diyemediklerini, ama aslında gönülsüzce bu deneyimleri yaşadıklarını iddia ediyorlar. Hatta bazıları daha da ileri gidip kariyerini ve yolunda giden evliliğini bitirebiliyor. Kendi arkadaş çevresinden kopup tamamen o ruhani grubun arasına katılanlar da var. Bütün bunları yaptıktan sonra bir gün ne oluyorsa uyanıyorlar ve istismara uğradıklarını söylüyorlar. Bir ilişki sırasında kimse ilişkide olduğu insan öyle istiyor diye memnun olduğu işini bırakmaz, tüm arkadaş çevresinden ayrılmaz, hayatından ve kendinden böylesine vazgeçmez. Peki, bu insanlar efsunlanmış gibi bu hocalara bu kadar bağlanıp, hatta deyim yerindeyse bağımlı hale gelip bütün hayatından nasıl vazgeçebiliyorlar? Bunun altında yatan sebep nedir? Bu tür bir bağımlılık nasıl oluyor? Neden eğitim düzeyi yüksek olan bu kadınlar bu tür bir bağımlılığa saplanıyorlar? 

Bu sorular üzerinde uzunca bir süre düşündüm. Sorun eğitim değil demek ki. Asıl sorun duygusal faktörler. Gözlemlerime dayanarak ulaştığım sonuçları aşağıdaki gibi özetlemek istiyorum:
  • İnanç boşluğu: Belirli bir yaşam standardına ulaşmış olsa da modern insanın büyük bir inanç boşluğu var. Bazı insanlarda bu boşluk o kadar büyük, bunu doldurma ihtiyacı o kadar yoğun ki bir tarikat liderinin yönlendirmesi ve/veya ruhani/dini bir gruba dahil olmadan bu boşluk doldurulamıyor.
  • Cinsel bastırılmışlık: Toplumumuzda özellikle kadınlar üzerindeki cinsel baskılar kadınların cinsel istek ve arzularını kendilerine bile itiraf edememesine neden oluyor. Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan kadınlarda bile bu durum gözlenebiliyor. Hocasını çekici bulan, onunla sevişmek isteyen bir kadın bunu kendine itiraf edemediği için bunu kutsallaştırma ihtiyacı duyuyor. Hoca Tanrının bir sureti, kutsal bir kişilik olunca onunla sevişmekte sakınca görmüyor. Aksi halde (özellikle de kadın evliyse) bunu ahlaksız bir durum gibi görüyor. Bu kadınlardaki bu sorunu farkeden kötü niyetli erkek hocalar da bu durumdan faydalanıyor (hocaları aklamaya çalıştığım düşünülmesin lütfen).
  • Öz-güven ve sevgi eksikliği: Bunun temelleri çocukluk dönemine uzanıyor olabilir. Hatta baba sevgisinin eksikliğinden bunların olduğundan şüpheleniyorum. Haddimi aşmamak amacıyla bu konuyu daha fazla uzatmayıp uzmanlarına bırakıyorum. Ama en azından şunu söyleyebilirim: Kendine yeterince güvenmeyen ve hayatında sevgiyi doyasıya yaşayamamış kadınların bu bağımlılığa daha fazla eğilimi oluyor.

Özellikle babalar, lütfen, kızlarınıza sevildiğini, değerli olduklarını hissettirin. Aşkı kutsallaştıran, içinde "kendini feda etme" ya da "teslimiyet" gibi saçma sapan laflar içeren söylemlere kapılmalarını engellemek için onlara kötü davranan adamlarla vakit kaybetmemelerini öğütleyin. Aşkta ve evlilikte kadının fedakarlığını öven saçmalıklara önce siz inanmayın ki onlar da inanmasınlar. Bu saçmalıklara inanmayan bir kadın belki yine kendini haketmeyen bir erkekle cinsel deneyim yaşayacak. Bundan da korkmayın. Yaşasın, gerçeği görsün ve mutlu olmadığı ilişkiyi bitirmeyi öğrensin. Yeter ki, kimsenin istismarına uğramasın.

Bu yazıyı bu hocaları aklamak ve öğrencilerin zaaflarını ortaya dökmek için yazmıyorum. Bu hocaların yaptıkları kesinlikle kabul edilemez. Bu hocaları Kuran kursunda müminleri ve çocukları istismar eden tarikat şeyhlerinden farklı görmüyorum. Ama bu bağımlılığın nedenlerini irdelemek öğrencisini istismar eden hocaları yermekten daha önemli ve etkili olacaktır diye düşünüyorum. Ayrıca tüm hocaları karaladığım da düşünülmesin. Bu öğretileri çok iyi bilen ve öğrencilerine bildiklerini aktarmaya kendini adamış hocalar da elbette var. Onlara buradan sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Naçizane görüşlerimi aktardım. Bir kusurumuz olduysa affola!

1 Haziran 2017 Perşembe

Can sıkıntısına ilaç niteliğinde internet ve akıllı telefon kullanımı

İnternet, sosyal medya ve akıllı telefon kullanımı ve bunların yaptığı bağımlılık üzerine çok yazı okuyoruz, çok paylaşım görüyoruz. Evet, bunların olumsuz etkilerini yok saymak yanlış olur. Bunların doğru ve etkili kullanımıyla ilgili birçok yazı bulmak mümkün. Bu yüzden bunlara burada hiç değinmeyeceğim. Ben burada "can sıkıntısı" olarak adlandırdığımız o eziyet dolu anlardan kurtulmaya yönelik olarak kullanılan internet ve akıllı telefonların hayatımıza renk ve neşe getirdiği gerçeğine değinmek istiyorum.

Hayatta gerçekten "can sıkıntısı" olarak adlandırılan anları herhalde herkes yaşamıştır. Ama benim burada can sıkıntısından kastım, yalnız kaldığında yapacak bir şey bulamayan, kendi ilgi alanlarını belirleyememiş insanın oyalanma arayışı değil. Bizi sıkan ve üzen durum ve düşünceleri de kastetmiyorum. Bu tür sıkıntıları internet ve akıllı telefonla da çözemeyiz zaten, sadece erteleriz. Ben can sıkıntısını, aslında hiç istemediğimiz, ama bir şekilde reddedemediğimiz ve bulunmak zorunda kaldığımız ortamlarda yaşanan kapana kısılma hali olarak adlandırıyorum. Bu tür ortamlara mümkün olduğunca girmemek başlıca tercihimiz olmalı bana göre. Ama diyelim ki reddedemeyeceğimiz bir davet ya da toplantıya gitmek durumundayız. Burasının kendi fikirlerinizi paylaşabileceğiniz bir ortam olmadığını varsayın. Bence burada yapılabilecek en iyi şey telefonu kurcalamak olabilir.

Sizi bilmem ama ben çocukların doğum günü partilerinde bazı velilerden çok sıkılıyorum. Çocuğum büyüdüğü için bu partilere katılmak zorunda olmamak benim için büyük şans. Bu tür partilerde çocuklarının "üstün zekası"nı öve öve bitiremeyen birkaç veliye mutlaka rastlarsınız. Bunlar adeta birbirleriyle yarışırlar. Başka konuşacak konuları da pek olmaz bu velilerin. Başkalarının da başka konu hakkında konuşmasına pek izin vermezler. Bu tür muhabbetlere girmek bana göre tamamen vakit kaybı. Bu durumda telefonu elimize alıp internette bulduğumuz bir yazıyı okumak ve paylaşmak çok daha anlamlı olmaz mı?

Yıllar önce gitmek zorunda olduğum bir yemekte biri sürekli askerlik anılarından bahsediyordu. Abartmıyorum, tüm yemek boyunca onun askerlik anılarını dinledik. Öyle Cem Yılmaz gibi komik anılarını da anlatmıyordu. Ne kadar kahraman olduğunu dinliyorduk.Üstelik Güneydoğu'da askerlik yapmış biri de değildi. Gerçek anlamda "can sıkıntısı" yaşadığım birkaç durumdan biridir bu. Ondan başka kimse konuşmuyordu. O dönemde akıllı telefonlar da yoktu. "Bir insan can sıkıntısından ölebilir mi?" diye ciddi ciddi düşündüğüm andır o.

Bu kadar can sıkıcı ortamlarda bulunmamak elbette en iyisi. O tür ortamlarda bulunmak zorunda kalmamak, hayatımızı buna göre şekillendirmek başka bir yazının konusu olabilir. Ama bu değişikliği henüz yapamıyorsak belki de akıllı telefonları bu kadar kötülememeliyiz.

Burada önemli bir nokta daha var: Belki çocukları ve gençleri internet, tablet ve akıllı telefonlara böylesine bağımlı olan etkenleri bulmaya çalışmak, onları bunlardan uzaklaştırmak için yaptığımız çabalardan önce gelmeli. Belki de biz çok can sıkıcı olduğumuz için çocuklar ve gençler bizim sıkıcı muhabbetlerimizi dinlemektense tabletiyle ya da telefonuyla oynamayı tercih ediyordur. Böyle bir olasılık olamaz mı? Bence üzerinde düşünülmesi gereken bir konu bu.