11 Aralık 2019 Çarşamba

Sosyal medya ve kendimizi ifade etme

Sosyal medyayı günümüzde neredeyse herkes kullanıyor, ama nedense çoğunluk da kötülüyor. "Telefonunu bırak, çevrendeki insanlarla ilgilen." ya da "Sosyal medyada paylaşım yapmak yerine arkadaşlarınla buluş." tarzı öğütlere yine ironik bir şekilde sosyal medyada sıkça rastlıyoruz. Sosyal medyadaki tehlikeli ilişkiler ve bilgilerimizi ele geçirmeye çalışan kötücül güçler de sıkça vurgulanan olumsuzluklar arasında. Peki, sosyal medya gerçekten kötü bir şey mi?
Sosyal medyadaki ilişkileri hiçbir zaman fazla ciddiye almadım. Bunu hep söylerim. Karşı karşıya oturup konuşmadığımız, buluşup birlikte bir şeyler yiyip içmediğimiz ve ortak faaliyetlere katılmadığımız hiç kimse aslında bizim arkadaşımız değil. Bunun dışında burada yazıştığımız herkes sayfamızdaki birer figür. Gerçekte hiç tanımadığımız, sadece birilerinin burada bize yansıttığı figür. Örneğin, Twitter'da takip ettiğim ve beni takip eden insanların çoğunu tanımıyorum bile. Bu yüzden buradaki ilişkilerin ciddiye alınmaması gerektiğini söyleyenlere tamamen katılıyorum. Ama yine de sosyal medya birçoğumuzun, özellikle de benim hayatımın önemli bir kısmını ve zamanını alıyor.
Instagram sadece fotoğraf paylaşmak için uygun bir platform olduğu için bundan sonra söyleyeceklerim bunu pek kapsamıyor. Facebook ve Twitter ise bilgi ve fikir paylaşımında bulunduğumuz ve kendimizi ifade edebildiğimiz ortamlar (en azından benim için). Bu yüzden aslında bu platformları küçümsemeyi de doğru buluyorum. İşin ironik tarafı, ben dışarıda gerçek dostlarım olarak tanımladığım insanlarla konuşamadığım, paylaşamadığım her şeyi burada paylaşıyorum. Dışarıdaki dostlarımızla aşk, aile ve özel hayatımızla ilgili diğer sırları paylaşabiliriz. Bunlar sosyal medyada paylaşmak için uygun konular değil elbette. Ama buralarda paylaştığım makaleler, muhalif fikirler ve kimsenin dinlemeyeceği film eleştirilerimi günlük hayatta görüştüğüm insanlarla paylaşmaya kalksam belki de tek bir arkadaşım kalmaz. Sosyal medyada ise kimin ne düşündüğünü ve ne diyeceğini umursamaksızın bunların hepsini yapabiliyorum. Şikayetçi olan herhalde beni takibi bırakır düşüncesiyle rahatım. Ama tabii ki paylaştıklarımız konusunda sorumlu davranmalıyız. Bu başka bir konu.
Sosyal medyada siyasi paylaşımların sakıncasını da göz önünde bulundurmak lazım elbette. Ama içinde bulunduğumuz koşullarda siyasi olarak bizi büyük bir sorunla karşı karşıya bırakmayacak bilgi ve paylaşımların birçoğunu çeşitli sebeplerle günlük hayatta yapamıyoruz. Birlikte yemeğe gittiğimiz dostlarımıza son okuduğumuz makaleden ya da çoğu insan için sıkıcı gelebilecek bir konudan ne sıklıkta bahsedebiliriz? Sosyal medyada ise bu anlamda çok özgürüz. Günlük hayatın ve sosyal ilişkilerin genel kurallarına burada maruz değiliz. Çok basit ve tek bir kural var: Ayırımcı ve hakaret içeren paylaşımda bulunmamak. Onun dışındaki paylaşımlarımız için kimse bizi yargılayamaz, yargılamamalı. Ayırımcı ve hakaret içerikli olmayan paylaşımlarımızı kişisel alıp almamak tamamen karşı tarafın inisiyatifinde ve bundan kesinlikle biz sorumlu değiliz.
Sosyal medyanın bir olumlu özelliğinden daha bahsetmek istiyorum: Ben bazı insanların hiç bilmediğim yönlerini sosyal medya sayesinde görüyorum. Bunu bana da söyleyen çok kişi oldu. Hatta beni günlük hayatta pek tanımadığını, sosyal medyadaki paylaşımlarım sayesinde hiç bilmediği özelliklerim olduğunu söyleyen çok insan oldu. Aynı şeyi ben de birçok insan için söyleyebilirim. Elbette bir insanı sadece sosyal medyadaki paylaşımları ile tanımak mümkün değil, ama kişilerin paylaşımları bize onlar hakkında önemli bilgiler veriyor. Bu anlamda sosyal medyanın sadece bilgi ve fikir paylaşımı değil, aynı zamanda yazılı iletişim ve kişiler arası etkileşim açısından da önemli olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Özetle, sosyal medyayı isterseniz sadece fotoğraf paylaşmak, isterseniz chat yapmak, isterseniz de tamamen işinize odaklı paylaşımlar ya da ciddi ve bilgilendirici iletiler paylaşmak için kullanabilirsiniz. Karşınıza çıkan reklamları da kapatıp geçebilirsiniz. Bu bile bir sorun değil bana göre. Yani sorun sosyal medyada değil, bizde ve onu kullanma şeklimizde. Sosyal medyayı kötüleyen paylaşımlar ise tamamen trajikomik bir durum. Hesaplarımızı tamamen kapatma gibi bir seçeneğimiz de her zaman var. Kimse bizi bu platformlarda bulunmaya zorlayamaz.

6 Aralık 2019 Cuma

İdam kimin işine gelir?

Yine bir genç kadın öldürüldü ve yine idam isterük haykırışları hortladı. İdam isteyen bu güruhun aslında adalet değil, intikam istediğini başka bir yazımda zaten belirtmiştim. Bu yazımda ise bu arkadaşların idamın neyi çözeceğini sandıklarını ve aslında idamın kimlerin işine geldiğini tartışacağım.

Kadın cinayetlerinin politik olduğunu aklı başında herkes biliyor, söylüyor. Cinayete kurban giden bu kadınların çoğu eski sevgilisi, eşi ya da hiçbir zaman yüz vermediği bir erkek tarafından öldürülmüş oluyor. "Benim değilsen toprağınsın" diyen, kadını eşya gibi gören, ona seçim ve karar hakkı tanımayan bir zihniyet sonucu bu cinayetlerin işlendiğini hepimiz biliyoruz. Peki, bu cinayetler gerçekten söylendiği gibi, son yıllarda arttı mı? Bununla ilgili bir istatistiğe rastlamadım açıkçası. Ama varsa ve gerçekten bu iddia doğruysa bunun birkaç olası nedeni var: Öncelikli neden, kadının toplumsal hayatta daha fazla yer alması ve kendini kadın karşısında güçsüz hisseden erkeğin buna karşı direnç göstermesidir. Ama bu artışta bir o kadar, belki daha da etkili unsurun siyasilerin tutumu olduğunu düşünüyorum. Bir kadın tecavüze uğradığında ya da öldürüldüğünde katile/tecavüzcüye verilen cezanın gerçekte uygulanamaması, suçlunun birkaç yıl hapis yattıktan sonra aftan yararlanıp çıkması, taciz edilen kadının şikayet etmesine rağmen yeterli güvenlik önlemlerinin alınmaması ve "Onun o saatte orada ne işi vardı?" sorularıyla tecavüzcünün deyim yerindeyse, haklı çıkarılması gibi birçok politik etken bu tecavüzlerin ve cinayetlerin zeminini oluşturmaktadır.

Bu noktada akla şu soru geliyor? İdam cezası geri gelirse caydırıcı olur mu? Bundan daha da öncelikli soru şu: İdam cezası geri gelirse bu tecavüzcü ya da katiller gerçekten idam edilecek mi, yoksa idam aslında başkaları için mi gelecek? Bu tecavüzcülere ve katillere af çıkarken siyasi suçlulara af çıkmaması, bu sorunun cevabının, bu idam savunucularının ön gördüğü şekilde olmayacağını düşündürtüyor. Yani idam geri geldiğinde tecavüzcü katiller değil de, çevreci bir aktivist, terörist yaftasıyla idam edilebilir mi? Böyle bir olasılık var mı? Eğer çok küçük bir olasılık bile varsa hala idamı savunuyor olmak akıl ve ahlakla bağdaşır mı?

Bu konuda akla gelen bir soru daha var: İdam kimin işine gelir? Tecavüzcüyü ve katili ön kapıdan içeri alıp arka kapıdan çıkaran, hatta neredeyse sırtını sıvazlayan zihniyet gerçekten bu tecavüzcüleri ve katilleri asmak istiyor olabilir mi? Yoksa asmak istediği siyasiler mi var? Yani bu idam savunucuları idamı kendi faşizan emelleri için mi geri getirmek istiyorlar? Belki hepsi bunu istemiyor, gerçekten safça azılı katillerin asılacağına, pankart açan gence kimsenin dokunmayacağına inanıyor olan hayalperestler vardır. Peki, bu hayalperestlik mi, aptallık mı? Bence aptallık...

Bu sorulara olumlu yönde net bir cevap veremediği halde toplu halde bu kadar büyük bir kitlenin "idam isterük" diye bağırması toplumda şiddetin hiç de azımsanmayacak ölçüde olduğunu gösteriyor ve bu da beni korkutuyor. Bu kadar çok sayıda insan toplu halde idam isterken ve bunun sonuçlarını düşünmezken gelecek nesillere nasıl bir ülke bırakacağımız konusunda ciddi endişelerim var. Söylediğimiz, yaptığımız, yazdığımız her şeyden sorumlu olduğumuza inanıyorum. İdam sevicilerin bu sorumluluğun farkında olup olmadığını ve söylemlerinin olası sonuçlarını düşünüp düşünmediklerini bilmiyorum. Ama ben kendimi içinde yaşadığım topluma karşı sorumlu hissediyorum. Bu yüzden bu yazıyı yazıyorum. Belki biri benim bu yazımı okur ve kendinden şüpheye düşer ve idamı eskisi kadar ateşli savunmaz. Belki şiddet yanlıları kendinden şüphe ederken biz hümanistler daha kararlı bir şekilde insan hakları, özgürlük ve adalet için daha kararlı bir şekilde konuşuruz. Belki bu kararlılık kelebek etkisi yaratır ve daha güzel bir ülke, daha güzel bir dünya için daha fazla sayıda insan çabalamaya başlar.

Belki birileri benim bu özlemlerimi duyar ve hep birlikte "İdam sadece faşistlerin işine yarar. Oysa insanların asıl istediği özgürlük, barış ve adalettir. Bu ülkeye idam değil, adalet gelsin." diye biz haykırırız. Böylesi daha iyi olmaz mı?