İnternet, sosyal medya ve akıllı telefon kullanımı ve bunların yaptığı bağımlılık üzerine çok yazı okuyoruz, çok paylaşım görüyoruz. Evet, bunların olumsuz etkilerini yok saymak yanlış olur. Bunların doğru ve etkili kullanımıyla ilgili birçok yazı bulmak mümkün. Bu yüzden bunlara burada hiç değinmeyeceğim. Ben burada "can sıkıntısı" olarak adlandırdığımız o eziyet dolu anlardan kurtulmaya yönelik olarak kullanılan internet ve akıllı telefonların hayatımıza renk ve neşe getirdiği gerçeğine değinmek istiyorum.
Hayatta gerçekten "can sıkıntısı" olarak adlandırılan anları herhalde herkes yaşamıştır. Ama benim burada can sıkıntısından kastım, yalnız kaldığında yapacak bir şey bulamayan, kendi ilgi alanlarını belirleyememiş insanın oyalanma arayışı değil. Bizi sıkan ve üzen durum ve düşünceleri de kastetmiyorum. Bu tür sıkıntıları internet ve akıllı telefonla da çözemeyiz zaten, sadece erteleriz. Ben can sıkıntısını, aslında hiç istemediğimiz, ama bir şekilde reddedemediğimiz ve bulunmak zorunda kaldığımız ortamlarda yaşanan kapana kısılma hali olarak adlandırıyorum. Bu tür ortamlara mümkün olduğunca girmemek başlıca tercihimiz olmalı bana göre. Ama diyelim ki reddedemeyeceğimiz bir davet ya da toplantıya gitmek durumundayız. Burasının kendi fikirlerinizi paylaşabileceğiniz bir ortam olmadığını varsayın. Bence burada yapılabilecek en iyi şey telefonu kurcalamak olabilir.
Sizi bilmem ama ben çocukların doğum günü partilerinde bazı velilerden çok sıkılıyorum. Çocuğum büyüdüğü için bu partilere katılmak zorunda olmamak benim için büyük şans. Bu tür partilerde çocuklarının "üstün zekası"nı öve öve bitiremeyen birkaç veliye mutlaka rastlarsınız. Bunlar adeta birbirleriyle yarışırlar. Başka konuşacak konuları da pek olmaz bu velilerin. Başkalarının da başka konu hakkında konuşmasına pek izin vermezler. Bu tür muhabbetlere girmek bana göre tamamen vakit kaybı. Bu durumda telefonu elimize alıp internette bulduğumuz bir yazıyı okumak ve paylaşmak çok daha anlamlı olmaz mı?
Yıllar önce gitmek zorunda olduğum bir yemekte biri sürekli askerlik anılarından bahsediyordu. Abartmıyorum, tüm yemek boyunca onun askerlik anılarını dinledik. Öyle Cem Yılmaz gibi komik anılarını da anlatmıyordu. Ne kadar kahraman olduğunu dinliyorduk.Üstelik Güneydoğu'da askerlik yapmış biri de değildi. Gerçek anlamda "can sıkıntısı" yaşadığım birkaç durumdan biridir bu. Ondan başka kimse konuşmuyordu. O dönemde akıllı telefonlar da yoktu. "Bir insan can sıkıntısından ölebilir mi?" diye ciddi ciddi düşündüğüm andır o.
Bu kadar can sıkıcı ortamlarda bulunmamak elbette en iyisi. O tür ortamlarda bulunmak zorunda kalmamak, hayatımızı buna göre şekillendirmek başka bir yazının konusu olabilir. Ama bu değişikliği henüz yapamıyorsak belki de akıllı telefonları bu kadar kötülememeliyiz.
Burada önemli bir nokta daha var: Belki çocukları ve gençleri internet, tablet ve akıllı telefonlara böylesine bağımlı olan etkenleri bulmaya çalışmak, onları bunlardan uzaklaştırmak için yaptığımız çabalardan önce gelmeli. Belki de biz çok can sıkıcı olduğumuz için çocuklar ve gençler bizim sıkıcı muhabbetlerimizi dinlemektense tabletiyle ya da telefonuyla oynamayı tercih ediyordur. Böyle bir olasılık olamaz mı? Bence üzerinde düşünülmesi gereken bir konu bu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder