"Lümpen" terimi çeşitli sözlüklerde şu şekilde tanımlanıyor: Marksçılık akımına göre toplumsal sınıf bilinci olmayan insan. Her ne kadar bu tanım lümpen insanları genel anlamda açıklıyor olsa da örneklendirmenin önemine her zaman inanmış biri olarak, lümpen insanın günlük hayatta nerelerde, nasıl davrandığını, hangi durumlarda karşımıza çıktığını ve hayattaki duruşunu belirtmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda naçizane gözlemlerimi paylaşıp neden bu insanların benim için bu kadar can sıkıcı olduğunu açıklamak istiyorum.
Öncelikle bu insanlarda gözlediğim en temel özellik, yaptıkları işin gerektirdiği görev, sorumluluk ve değerlerden yoksun olmalarıdır. Yaptıkları iş, sahip oldukları meslek, deyim yerindeyse, tesadüfen gerçekleşmiş gibidir. Bu işi ve mesleği asla benimsemiş gibi davranmazlar. Paraya ihtiyaçları kalmadığı zaman o işi yapmak da istemezler. Yani tek motivasyonları para ve bunun gibi materyal bir şeydir. Eğer dikkatli gözlemlerseniz bizim toplumda bu tür insanların her yerde ve her meslek grubunda karşımıza çıkabileceğini görürsünüz. Bu insanlarla temas etmek zorunda kalmak gerçekten insanı canından bezdiren, talihsiz bir durumdur. Çünkü ödül-ceza sistemi olmadan yapmaları gereken işi asla yapmazlar, böyle bir sorumluluk duymazlar.
Bu tür insanlar doktor, öğretmen, mühendis, akademisyen, vb. toplumda üst düzey konumlarda karşımıza çıkabilir. Ama aslında temel düşünce yapıları, komşu teyze ya da değnekçiden çok farklı değildir. Sadece daha iyi imkanlara sahip oldukları için daha iyi bir yere kapağı atmış olmanın kıvancını yaşarlar. Yaptıkları işi asla içselleştirmezler.
Şu tür yorumlara çoğumuz hayatımızda çeşitli dönemlerde denk gelmişizdir: "Sen hala okuyor musun?" ya da "Ne kadar maaş alıyorsun? Bizim falanca bilmem nerede memuriyet bulmuş, senden çok maaş alıyor." Hatta müzisyen bir arkadaşa biri şu soruyu sormuş: "Yakında konserin falan mı var? Yoksa neden çalışıyorsun ki?"
Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama gerek yok. Özetle, lümpen biri, yaptığı işin bir insanın aynı zamanda hobisi olması, bir işin aşkla ve tutkuyla yapılması, yaşamın ürettikçe anlam kazanması gibi değerlerden yoksundur. Bu tür insanlarla karşı karşıya geldiğimde "Benim bu insanların arasında ne işim var?" sorusu kaçınılmaz hale geliyor ve arkama bakmadan kaçmak istiyorum.
Bu tür insanlar bizim toplumda çok yaygın olarak karşımıza çıkıyor. Batı toplumlarında bu durum bizdeki kadar vahim değil. Bunun bence en önemli sebebi, bizim feodal toplumdan sanayi toplumuna geçişi başaramamış olmamız. Sanayileşme sürecini tamamlamadan kentlere gelen insanların iş sahibi olmaları ve bu işlerin gerekliliklerini içselleştirememeleri nedeniyle bu sorunu yaşadığımızı düşünüyorum. Bir insanın entelektüel sayılabilmesi için ailesinin en az 3 kuşak boyunca okumuş olması gerektiğini okumuştum bir yerde. Bizim toplumumuzda böyle insanların sayısı çok olmadığı için lümpen kalmış olabiliriz.
Lümpen insan sanata, eğitime harcanan parayı anlamaz; bunu yapanları hadsizce eleştirir. Son model telefon, araba, vb. eşyaya para harcamak gerektiğini düşünür ve daha da kötüsü, materyal bir ödül görmedikçe bir işin yapılması gerekliliğini asla kabul etmez. Etik değerlerden yoksundur. Bu yüzden bu insanlarla çalışmak zorunda kaldığımda strese giriyorum. Onlardan kurtulmak öyle çok kolay da olmuyor, o iş bitene kadar başa bela oluyorlar, insanı yaşamdan soğutuyorlar.
Dilerim bir gün bu toplumdaki lümpen insanların sayısı azalır; çalışmaktan, üretmekten keyif duyan insanların sayısı artar. Klişe bir sloganla "Eğitim şart!" diye bu yazıyı bitirmek mümkün, ama çok doğru değil bence. Çünkü "Evet, eğitim şart. Ama nasıl bir eğitim?" sorusu ister istemez akla geliyor ve bu da öyle çok kolay formüle edilebilecek bir sorunsal değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder