Kullandığımız dil çok önemli. Herkes bunu söyler. Burada dilden söz edilen şey üslup. Üslubu iyi olsun olmasın, herkes bunu söyler. Kullandığımız dilin kırıcı, dışlayıcı ya da ayrıştırıcı olmaması gerektiğini bu tür bir dili kullananlar bile söyler. Buna hepimiz katılırız. Bu görüşe benim de bir itirazım yok. Ama kullandığımız dil ile ilgili benim vurgulamak istediğim başka bir konu var.
Bir insanın kullandığı dil onun düşünce yapısını, kültürel birikimini, karakterini ve başka kişisel özelliklerini de yansıtır. Bir düşünceyi savunurken kırıcı, dışlayıcı ya da ayrıştırıcı olmamak ile karşımızdakine yaranma çabası arasında ince bir çizgi vardır. Eğer dışlayıcı olmamak adına kendi argümanlarımızla değil, karşımızdakinin argümanlarıyla (özellikle de bizimkinin tam tersiyse) konuşuyorsak bu konuşma artık kırıcı olmama çabasının çok ötesine geçmiş, ona deyim yerindeyse "hoş görünme" kaygısının dışa vurumu haline gelmiştir.
Karşımızdakine hoş görünme kaygısıyla inanmadığımız kavram ve değerleri kullanmak sonunda bizi de bu kavram ve değerlere inanmaya başlar hale getirebilir. Buna çok dikkat etmek gerekir. Örneğin, kahve içmenin hoş karşılanmadığı bir toplumda değerli bir insanın kahve içtiği iddiasıyla (doğru olsun, olmasın) dışlandığını var sayalım. Bu arada sizin kahve içip içmemenizden bağımsız olarak kahve içmenin bir özgürlük olduğuna inandığınızı, ayrıca bu dışlanan insanın yaptığı değerli işleri başka insanlara anlatmaya çalıştığınızı da var sayalım. Siz diğer insanlara "O aslında çok yanlış anlaşıldı, kahve içmez, hatta hiç sevmez. Onun düşmanları ona iftira atıyor." diyerek bu insanın yaptığı değerli işlere dikkat çekmeye çalışırsanız baştan yenilmişsiniz demektir.
İlk olarak, kahve içme özgürlüğünü savunamadığınız için yenildiniz. İkinci olarak, bu insanın yaptığı değerli işlerin kahve içmesinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunamadığınız için yenildiniz. Yukarıda tırnak içerisinde yazdığıma benzer bir cümle sarfettiğiniz an toplum sizi kahve içme özgürlüğünü savunamayacak hale getirmiş demektir. Siz bu cümleyi sarfettiğiniz an kahve içmenin bir insanın değerini düşürebileceğini kabul ettiniz demektir. Siz bu cümleyi sarfettiğiniz an değerlerinizden vazgeçtiniz demektir.
Kullandığımız dil elbette kırıcı ve dışlayıcı olmamalı. Ama bizim savunduğumuz değerler yüzünden karşımızdaki insan bizi dışlıyorsa o artık bizim kullandığımız dil ile ilgili değil, bizim değerlerimiz ile ilgilidir. Karşımızdaki insan bizi olduğumuz gibi kabul etmiyorsa belki de sorun bizim dilimizde ya da değerlerimizde değil, karşımızdaki insanın düşüncelerindedir. Bunun ayrımına varmamız çok önemli.
Kullandığımız dil her şeyden önce kendi değerlerimizi yansıtmalı. Aksi halde değerlerimizi savunamaz hale geldik demektir, yenildik demektir.
Şimdi kendimize soralım: Yenildik mi?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder