Velilerin işittiği bu laflar, veli ve sonuçta öğrenci üzerinde ciddi baskılar oluşturuyor. "Çocuğunuz ... yapmada sınıfın gerisinde" cümlesiyle başlayan ve "Biz bazı ödevleri velilere veriyoruz" ile devam eden bu tür konuşmaların satır aralarını okuyunca çok hoş anlamlar çıkmıyor. Benim bir veli olarak bu konuşmalardan çıkardığım anlamlardan bazıları şunlar:
- Benim için önemli olan akademik başarı. Çocuğunuzun diğer alanlardaki gelişimiyle fazla ilgili değilim.
- Ben bir eğitimci değil, okulun başarısını yüksek tutmakla sorumlu bir memurum. Çocuğunuz benim bir memur olarak performansımın düşük görünmesine neden oluyor.
- Ne yapın edin, çocuğunuzun başarısını yükseltin ve sınıfımın, dolayısıyla benim başarımı yükseltin.
- Velileri kendi asistanım, yedek öğretmen, evdeki ödev bekçileri, vb. olarak görüyorum. Çocuğunuzun öğretmeni olarak kendimde bu hakkı görüyorum.
- Gerekirse size de ödev verebilirim. Çocuğunuzun öğretmeni olarak, size de eğitim verme hakkını kendimde görüyorum.
- Ben sizin çocuğunuzla verimli vakit geçirmenizin yolunu sizden daha iyi biliyorum. Bu yüzden dediklerimi harfiyen uygulayın, size ve çocuğunuza verdiğim ödevleri eksiksiz yapın.
Satır aralarında bir veli olarak okunan anlamlar pek de iç açıcı değil tabii. Ama bunlardan farklı bir anlam da çıkmıyor maalesef.
Şimdi bir eğitimci olarak bu cümlelerin analizini yapalım: Öncelikle eğitim-öğretim çocukların (özellikle de küçük yaş döneminde) bireysel farklılıklarını göz önünde bulundurmalıdır. Her çocuğun gelişimsel düzeyi farklıdır. İlkokul 1. sınıfta matematikte sınıfın gerisinde olan bir çocuk ortaokula geldiğinde bütün sınıfın en iyisi olabilir ya da tersi durum söz konusu olabilir. Her yaş düzeyindeki çocuğun kazanması gereken bilgi, beceri ve değerler bilimsel ölçütler göz önünde bulundurularak belirlenmiş durumdadır. Dolayısıyla bir çocuk, sınıfın geneline göre geride ya da ileride olmasıyla değil, içinde bulunduğu yaş döneminin gelişimsel özelliklerine sahip olup olmamasıyla değerlendirilmelidir. Eğer yaş düzeyine göre de geride kalmışsa öncelikli sorumluluk öğretmene aittir. Veliden yardım istediği durumlarda ise "çocuğunuz sınıfın gerisinde" yerine "çocuğunuzun şu şu aktiviteleri yapmasını öneriyorum" demesi daha uygundur.
İkinci olarak, özellikle küçük yaş düzeyinde akademik başarı öncelikli kaygımız olmamalı. Çocuklara empati, paylaşım, insan, hayvan ve doğa sevgisi, vb. değerler kazandırmak, kısacası insan yetiştirmek başlıca amacımız olmalı. Ama ne yazık ki, benim gördüğüm kadarıyla bunlar okulların öncelikli hedefleri arasında değil. Öncelikli hedef maalesef akademik başarı.
Son olarak, veliden yardım istemek ve veliye ödev vermek arasındaki ince çizgiyi geçmemek gerekiyor. Bir öğretmen veliye öneride bulunabilir, yardım isteyebilir. Ama veliye ödev vermek, onun çocuğuyla verimli vakit geçirmesi için planlar yapmak haddine düşmez. Belki de evdeki veli bu konuda öğretmenden daha eğitimli ve donanımlıdır. Bırakalım bir aile olarak nasıl zaman geçireceklerine onlar karar versin. Ayrıca veliye verilen ödev velinin öğrenciyle verimli vakit geçirmesine değil, aile içi çatışma ve huzursuzluklara neden oluyor. Bunu sadece bir eğitimci olarak söylemiyorum. Deneyimle sabit.
Öğretmenlik çok kutsal bir meslek ve özellikle ülkemizde bu işi yapmak çok zor. Bu işin içinde biri olarak öğretmenlerin içinde bulunduğu zorlukların ve çıkmazların fazlasıyla farkındayım. Ama içinde bulunduğumuz zorluklar bize kolaya kaçıp öğrenciye ve veliye gereksiz yük verme hakkını vermiyor, veliye tepeden bakıp ona çocuğuyla nasıl vakit geçireceğini öğretme hakkını hiç vermiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder